Çocuğunuzun
Öğrenme Yöntemi hangisi?
Hepimizin belli bir öğrenme yöntemi -şahsımıza münhasır bilgi edinme, bilgiyi
saklama, hatırlama ve ifade etme şeklimiz- vardır.
“Bizden geçti artık” desekte, çocuklarımızın beynindeki farklılıkları takdir
etmeli ve bunları keşfedilmeyi bekleyen sonsuz hazineler olarak görmeliyiz.
Önemli olan çocuğumuzun ne kadar zeki olduğu değil, zekasını
ne yönde kullandığıdır.
Hepimizin farklı şeyler düşündüğü bilinen bir şeydir. Bilinmeyen
şey ise, bunları düşünmede hepimizin farklı yöntemleri olduğudur.
Okulda çocukların nasıl düşündükleri çok az dikkate alınıyor.
Aslında, altı farklı yolla “düşünürüz”. Çocuğunuzu en iyi şekilde
eğitebilmeniz için de bu farklı yöntemleri anlamamız hayati önem
taşıyor.
Öğretmenlerimizin sınırlı imkânlarla bunca sorumluluk yüklenerek
üzerlerinde ne kadar büyük bir baskı oluştuğunu biliyorum. Kalabalık
sınıflar, destek ve araç gereç yetersizliği… vs. Fakat değişim
için gerekli olan itici gücün ebeveynlerden, yani çocuklarımızın
zihninin yegane koruyucularından gelmesi gerektiğine inanıyorum.
Öğrenme ve başarma konusunda kötü gidişatı durdurmak için biz
ebeveynler ve öğretmenler, “öğrenme uzmanları” olmaktansa öğrenmeyi
kolaylaştıran kişiler olmayı başarmalıyız. Daha kullanılmadan
eskime ihtimali olan yeni bilgileri edinmeleri için çocuklarımızın
zihnini kontrol etmeye çalışmaktansa, çocuklarımızın nasıl öğrendiklerini
öğrenmeye odaklanmalıyız. Bu da çocuklarımızın kendilerine ait
öğrenme yöntemleri olduğunu anlamaya başlamak ve buna saygı göstermekle
başlayabilir.
Zihnimizi verimli kullanmak ve değişik öğrenme modelleri hakkında
çalışmalarımla ilk önce, nasıl düşündüğümüz hakkında ulaştığım
bazı ipuçları var. Bu ipuçları nasıl farklı şekillerde öğrendiğimizi
keşfetmeme yardımcı oldu. Bu farklılıkları anlamak, hepimizin
belli bir öğrenme yöntemi(ya da “düşünme modeli” olarak adlandırılan, kendimize ait bilgi edinme, bilgiyi saklama, hatırlama ve ifade
etme şeklimiz) olduğu sonucuna varmamı sağladı.
Çocukların fıtri bir öğrenme yeteneği var, eğitmenlerin tek yaptıkları
şey ise onlara yeni beceriler kazandırmak. Okula başladıkları
zaman okuldan ayrıldıkları zamana göre çok daha parlak bir zekâya
sahip oluyorlar. Okula başlamadan önce çocuklar tüm dünya onlarınmış
gibi, kendilerine sadece kendileri hükmedebilecekmiş gibi, kendi
zekâlarına güvenerek yaşıyorlar. İçlerinden gelenle, bunu ifade
etme yöntemleri arasında hiçbir uyuşmazlık bulunmuyor.
Pekiyi bu canlılığa ne oluyor? Bu gözler birkaç yıl içinde nasıl
donuklaşıp şüphe dolu olabiliyor? Nasıl olup ta menfi inançlarca
çevreleniyor çocuklar?
Onlara öğrenmekten kaçınmayı öğretiyor ve yaptıkları yanlışlara
odaklanıyoruz. Bu “yanlışlığı” kırmızı kalemle belirginleştiriyoruz.
Öğretmenler çocukların yazılarında ne kadar yanlış kelime varsa
işaretliyor, doğru olanları değil. Çocuklara “matematiklerinin
zayıf olduğu” söyleniyor. Yaptıkları hatalar adeta beyinlerine
kazınıyor. Bu yüzden yapabildiklerinin farkına varmak yerine
eksikliklerine odaklanıyorlar. Bardağın boş yarısını görmeyi
öğreniyorlar.
Yapmamız gereken, çocuklara bilgi vermenin yanı sıra, bunu nasıl
işleyeceklerini de göster meliyiz. Çocuklarımızın beyinlerindeki
farklılıkları takdir etmeli ve bunları keşfedilmeyi bekleyen
sonsuz hazineler olarak görmeliyiz.
Fakat bizler sadece başarısızlıklarıyla ilgilenirken çocuklarımız
nasıl kapasitelerini keşfetmeye çabalayabilirler?
Kartalın Yüreği
Bir zamanlar, oradan oraya gezinip duran genç bir kadınla oğlu,
bir tavuk çiftliğine rastladılar. Çocuk çok meraklıydı, yüzlerce
tavuğu çevreleyen paslanmış dikenli tellerin üzerinden kafasını
uzattı.
"Anne, bu kafeste çok tuhaf bir tavuk var. Ötekilere hiç benzemiyor. "
Kadın oğlunun gösterdiği tavuğa yaklaşırken, kirli kıyafetler
içinde sıska bir adam onlara doğru yaklaştı.
"Tavuklarıma ne yapıyorsunuz?" diye söylendi.
"Sadece bakıyorduk bayım. Ama oradaki tuhaf kuşun neden o köşeye çekildiğini
söyler misiniz? Ötekilerden oldukça farklı gibi geldi bana. Hatta
onun küçük bir kartal olduğunu düşünüyorum. "
"Saçma", dedi çiftçi. "Yumurtadan çıktığından beri besliyorum
onu. Bir tavuk gibi davranıyor, tavuk gibi besleniyor, bu yüzden,
o bir tavuk."
"Kafese girip bir de biz bakabilir miyiz?"
"Ne isterseniz yapın", dedi adam.
Kadın ve oğlu, eğilerek kapının altından geçtiler. Kadın, dizlerinin
üzerine çömelip kuşla konuşmaya başladı.
"Sen bir kartalsın, tavuk değiL. Uçabilirsin. Özgürlüğüne kavuşabilirsin! "
Sonra kuşu kaldırdı, havaya fırlattı.Kuş birkaç kez kanatlarını
çırptı, ama gaga üstü yere çakıldı,sonra da yem bulmak için toprağı
eşelemeye başladı. Çitin öteki tarafından onları izleyen çiftçi
söylendi.
"Sana söylemiştim. O bir tavuk, sıradan bir tavuk işte. Hem kendi zamanını
hem de benimkini harcıyorsun!"
Tam adam onlara arkasını dönmüştü ki çocuk bağırdı
"Affedersiniz bayım, ama onu bize satar mısınız? Basit bir tavuk olduğuna
göre, eminim onu özlemezsiniz."
"Benim için sorun değil, ama beş lira isterim."
Kadın bunun fahiş bir fiyat olduğunu biliyordu ama oğlunun yalvaran
gözlerine dayanamadı, sevinçten kıkırdayan adama parayı verdi.Çocuk,
kuşu göğsüne bastırdı, kafesten dışarı çıkıp tozlu yola doğru
koştu. Küçük bir tepeye varana dek annesi de onun peşinden gitti.
"Burada ne yapıyorsun oğlum?
Çocuk cevap vermedi. Kollarının yetişebildiği kadar yükseğe
kaldırdı kuşu ve yalvardı, "Sen bir kartal yüreğine sahipsin.
Öyle olduğunu biliyorum. Sen sevimli, mükemmel bir yaratıksın.
Özgür olman gerek. Kanatlarını aç, yüreğini izle ve uç. Lütfen
kartalcık, uç!"
Yumuşak bir rüzgar kuşun kanatlarının altından süzüldü. Çocuk
kuşu havaya atarken kadın nefesini tutuyordu.
Yaratık kanatlarını açtı, yerdeki kadınla çocuğa baktı. Sanki
onların sessiz duaları tarafından kaldırılıyormuş gibi titreyerek
havalandı ve ikisinin tam üstünde, çiftliğin, tüm vadinin üzerinde
yavaşça daireler çizmeye başladı.
Kadınla oğlu kartalı bir daha hiç görmediler. Yüreğinin onu nereye
götürdüğünü hiçbir zaman bilemediler. Fakat bir daha asla tavuk
olarak yaşamayacağını biliyorlardı. Hiçbir zaman.
Çocuklarımızın zihni nasıl çalışıyor?
Beynin düşünceyi kendi içinde üç ayrı yolda dolaştırarak sindirdiğini
fark ediyoruz. Bunlar bilincin halleri olarak adlandırılabilir;
bilinçlilik, bilinçaltı, bilinçdışı gibi. Her bir durum öğrenme
sürecinde kendine has görevler üstleniyorlar.
Öğrenme sürecini sindirim sistemiyle karşılaştırırsak,
bilinçlilik hali ağza benzer: Burası,
öğrenmenin başladığı yerdir, sinir sisteminin kapısı, bilginin
alınıp çiğnendiği yerdir. Bu sırada zihinde her bir ayrıntının
metabolizmaya ne şekilde katılacağını düzenler. Çocukların bilgiyi
en kolay aldığı düzenlediği öncelik kazandırdığı, değerlendirdiği
ve ifade ettiği safha burasıdır.
Bilinçaltı halinde çocuklar, parçaları dikkatle inceleyerek
elerler. Sindirim sistemi benzetmesine dönersek bu durum, mideye benzetilebilir.
Parçaların altüst edilip, karıştırıldığı yerdir burası. Yiyecek, içeri girdiği
zamanki haline benzemez, fakat vücudunuzda eritilecek hele de gelmemiştir henüz.
Öğrenme sürecinin bu aşamasında çocuk, aldığı bilgiyi düşünmek
için durur, o ana kadar öğrenmiş olduklarına ne kadar uyduğunu
tartar zihninde. Bu aşamada, sorular sorar, duyguları ile boğuşur
ya da olaya pek çok farklı açıdan yaklaşabileceğini fark eder.
Bilinçdışı hali, çocuğun öğrenmekte olduğu şey ile zaten bildiği
şey arasındaki ilişki kurduğu aşamadır. Hatıralar su yüzüne çıkarılır, derinlerde
bir yerde bağlantılar kurulur. Bu düşünme tarzı tecrübeleri tekrar düzenleyerek
bir model teşekkül ettirmek için tasarlanmıştır. Zihnin bağırsaklarına benzer,
sindirilen şeyin biçimini sürekli olarak değiştirir, besinleri vücudun tüm
kısımlarına dağıtır. Eğer mantık, bilgiyi anlamlı bir bütüne dönüştürme yapıyorsa,
bu düşünme tarzı da rüyalar, semboller, mecazlar, ve benzetmeler aracılığıyla
aynı anda pek çok mesaj üretmeye yarar.
Düşünce su gibi,
Su yıkanmak içmek ya da sulama alanları için depoladığımız bir
şeydir. Fakat biraz derin düşünürsek suyun sürekli olarak şekil
değiştirdiğini fark edebiliriz. Emr-i ilahi ile önce buharlaşarak
bulutlar teşekkül ediyor, sonra şemsiyemiz üzerinde damlalar,
dağlardan aşağı süzülen bir dere olup, şehrimizin yanından geçen
ırmağı besliyor. Su hala sudur, ama biçimi değişiyor.
Beynin içinde farklı bilinç halleri arasında hareket
eden düşünce de sürekli olarak biçim değiştirir. İnternet sayfalarını
bilirsiniz, kıpır kıpır, renk renk sahifeler farklı yazılım “dilleriyle”
yazılıyor. İnsan zihnini bu kadar tesir edici ve önemli kılan
da farklı “dil” kullanmasıdır. Burada kastettiğim “dil” görme,
işitme, dokunma ile ilgili duyu kanalları dilidir. Kısaca bunların
ne anlama geldiğine kısaca değinmek istiyorum:
Görmek duyu kanalı(Görsel);Dış dünyayı ve iç görsel
temsilleri görmek, görüleni fiile dökmek(okumak, resim yapmak,
yazmak, tasarlamak vs.).
İşime duyu kanalı (İşitsel);Dış dünyayı ve iç sesleri
dinlemek, işitileni ifade etmek (konuşmak, ilahi söylemek, mırıldanmak,
musıkî icra etmek vs.).
Dokunma duyu kanalı (Kinestetik); Dış dünyayı ve şahsi
hissi değişimlerini, fiziki bir takım belirtileri fark etmek,
hareket edip,fiiliyata geçmek (dokunmak,hareket etmek, el becerileri
sergilemek vs.).
Son zamanlarda okullarda, öğrenme yöntemleri ile ilgili tespitlerden
daha fazla yararlanılmaya başlandığını müşahede ediyoruz. Şahsi
farklılıkları inceleyen pek çok yaklaşım, hepimizin öğrenme sürecinde
en rahat kullandığı bir temsil sistemi olduğunu kabul etmektedir.
Artık görsel, işitsel ve kinestetik öğrenenlerin varlığından
haberdar olmak, çok nadir rastlanan bir durum olmaktan çıktı.
Bu sevindirici bir sonuç.
“Düşünme Modelleri”
Etkili bir şekilde öğrenmek için çocuklarımızın her üç kanalı
da kullanmaları gerekiyor. Aramızdaki fark hangi kanalı daha iyi kullandığımızdan
değil, hangi sırada kullandığımızdan kaynaklanıyor. Öğretmenlerimiz
derslikte bu üç kanala hitaben ders anlatmaları başarı seviyesini artan yönde
etkileyeceklerdir.
Bilgi ancak öğrenme süreci belli bir sırayı takip ederek gerçekleşmişse
kolaylıkla hatırlanır ve kullanılabilir. Bilgi öncelikle
bilinçli zihnimizce alınmalı, bilinçaltımızda ayıklanmalı,
bilinçdışı zihnimizde de öteki bilgilerle bütünleşmelidir. Üç
duyu kanalıyla altı farklı kombinasyon elde etme imkanımız var.
Bu kombinasyonlar NLP uzmanlarınca “Düşünme Modelleri” olarak
isimlendiriliyor.
Bilinçli Bilinçaltı Bilinçdışı
Görsel İşitsel Kinestetik
Görsel Kinestetik İşitsel
İşitsel Kinestetik Görsel
İşitsel Görsel Kinestetik
Kinestetik Görsel İşitsel
Kinestetik İşitsel Görsel
Çocuğunuzun “düşüşünce modeli” ni tespit etmek
Bir ebeveyn olarak çocuğunuzla ilgili en fazla bilgiye sizler
sahipsiniz. Çocuğunuzun düşünme modelini keşfetmeye başlayacağınız
yer, onun öğrenme yöntemine dair zaten biliyor olduklarınızdır.
- Çocuğunuzun yeni bir şey öğrenirken, onunla neler yaşadığınızı
düşününün. Misal, yüzmek, ip atlamak, araba kullanmak gibi.
Düşünün nasıl öğrenmişti?
- Çocuğunuzun ilgi alanlarının bir listesini yapın. En çok
hangi konuya merak duyuyor?
- Okuldaki hangi konular çocuğunuza kolay geliyor? Hangi konularda
sıkıntı çekiyor?
Çocuğunuzun düşünme modelini keşfetmenin en basit yolu, o konuşurken,
dinlerken, folklor oynamayı veya spor yapmayı öğrenirken, okurken
ya da resim çizerken onu dikkatle izlemenizden geçer. İşitsel,
Kinestetik ve Görsel kanalların onun düşünme modelinin neresinde
olduğunu keşfedebilirsiniz.
Yukarıda okuduklarınızla, çocuğunuzun gündelik yaşantısı arasında
dolaşın. Mümkünse bu sürece çocuğunuzu da dahil edin. Ondan size
bir şeyler öğretmesini isteyin. Bu, bir futbol topu sektirmek
ya da matematik problemini çözmek olabileceği gibi, onun şu anda
çok ilgilendiği bir konu olabilir. Ya da onun size çok basit
bir şeyi, misal ayakkabı bağlamayı öğretmesini sağlayın. Hangi
kanalları birinci, ikinci ve üçüncü sırada kullanıyor? En rahat
öğrettiğimiz yol aynı zamanda en kolay öğrendiğimiz yoldur.
Çocuğunuzun düşünme modellerini tespit etmek, onları evde ve
okulda destekleme adına daha fazla bilgi edinmek için http://www.degisimrehberi.com/ogrenci_rehberligi.php adresine
başvurabilirsiniz.
Değişim Rehberi / NLP Trainer
H.Gökhan Karaçivi |