YANLIŞ KARARLAR

 

Ümid ile amel etmek, korku ile amel etmekten daha makbuldür. Zira Allah’a en yakın olan kullar, Allah için en sevimli olanlardır. Sevgi ise korkuyu değil, ümidi çoğaltır.(İmam Gazali)
İnsanın iradesinde olan bütün şeyleri hazırladıktan sonra arzu ettiğini bekler, geride yalnız kendi iradesi dışında olanlar kalmış, yapabileceği her şeyi yapmıştır. Artık gerisi Allahın Fazlına kalmıştır. Diğer mânileri ortadan kaldıracak olan O’dur.
“Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz” (Zümer: 53)  Tüm manevi kaynaklarımızın ışında ümid var olmayı sürdürüyoruz. İstediğimiz sonuçlar için tevekkül en güçlü dayanağımız.

  • Image


     
    Tevekkül öncesi adım “Karar Almaktır”. Sonrası tevekkülle sonucu beklemektir. Karar alma sürecinde birçok yanlışlığa sebep olan, hakkında kitaplar yazılmış, birkaç tutum ve davranışa değinmek istiyorum.
    Geleceğin bizi kayıracağına, talihsizliklerin başkasının başına geleceğini ummak iyimserliktir.
    “İYİMSERLİK”
    Başarılı oldukça, ”iyi olanın” bizim başımıza gelmesi ihtimalini abartma eğiliminde olanlara sizde rastlamışsınızdır.
    Çeşitli vesilelerle başarılara imza atmış yöneticilerin hepsi iyimserdir. Bu yöneticiler iyimser olmasalar ve gelecekte müspet gelişme sağlayacaklarına inanmasalar, etrafındaki insanları ortak bir hedefe yöneltme imkânını bulamazlar.
    Ama diğer taraftan bu iyimserliğin ayakları yere basan bir iyimserlik olması gerekir.
    Birçok hedefinin tutmamasının altında “aşırı iyimserlik yanılgısı” olabilir.
    MEVCUDU KORUMAK
    Ümid ile sonuçlarımızı beklerken,  fark edilmeyen yanlışlıklardan bir diğeri, mevcudu koruma saplantısıdır.  Bu tür bir saplantı zayıf yöntemlerle iş yapmamıza neden olur.
    Mevcut uygulamalarda ısrar etmek, yenilikçi yaklaşımlara açık olmamak da bu saplantının bir sonucudur.
    Hâlbuki kendi işinin yöneticisi olduğunu bilen her kişi yılda en az bir defa kararlarına ait uygulama ve iş yapma biçimlerini gözden geçirmesi, artık geçersiz olan eski yöntemlerini sorgulaması gerekir. Neleri, hangi süreçleri değiştirmek gerektiğine karar vermesi gerekir.
    “FİKİR BİRLİĞİ”
    Kararların isabetli olması, umduğumuz manevi destek için istişarenin önemi ve değeri malumdur!
    “Normal” bir işletmede bir fikrin karşısında en az onun kadar değerli bir den fazla fikir vardır, olmadır; pek çok işletme yöneticisi, farklı fikirleri duymak bir yana kendisinin inandığı fikrin sorgulanmasından bile hoşlanmaz. İnandığı fikrin tartışılmasını istemez. Sonunda da alınan kararın “fikir birliği” içinde alınmış algısının oluşması bekler. Şirketlerin çoğunda yöneticilerin fikir ayrılığı içinde olması zararlı bir olguymuş gibi anlaşılır; oysa yetişkinlerin olduğu her yerde doğal olarak fikir ayrılığı vardır. Herkesin fikir birliğinde olduğu ve alternatif fikrin olmadığı yerdeki durum “fikirsizlik” değil midir?
    Yetişkinlerin olduğu yerde nadiren fikir birliği olur. Hayat, birden fazla doğru arasından en iyi yolu bulmak olduğuna göre neden herkes aynı fikirde olsun ki?
    Doğru fikri bulmakla, karar alınan bir fikrin arkasında durmak farklı şeylerdir. Üst düzey yöneticiden beklenen herkesle aynı görüşte olması değil alınan kararı uygularken bunun kendi fikriymiş gibi arkasında durmasıdır. Maalesef şirket yönetimlerinde de çocuksu egolar yüzünden fikir ayrılıklarına hoşgörü gösterilemiyor. Sanki fikir ayrılıkları şirketi “bölecekmiş” korkusu yaşanıyor. Bu korkuyu da en çok şirketi yöneten lider hissediyor. Kendine bağlı yöneticilerin “birbirlerine düşmesinden” endişe ederek, mümkün olduğunca “fikir birliği” ortamı tesis etmek istiyor.
    Grup halinde karar veren insanlar zaten birbirlerinden etkilenip toplu bir körlük oluşturma eğilimleri gösterirken, “fikir birliği” saplantısı da bu süreci keskinleştiriyor ve kurumun içindeki farklı renkler sönüp farklı sesler susar oluyor.
    Farklılıkların yok sayıldığı ortamlarda doğal olarak ferdî olarak fikir üretme heyecanı da köreliyor. Bu bir taraftan sürü psikolojisi oluştururken diğer taraftan da güçlü olanlara kendi kararlarını uygulamak için “rahat” bir ortam geliştiriyor. Ama bu anlayış çoğu kez hayırlı sonuçlar üretmiyor.
    Şirketleri yönetirken hem şirket içindeki farklı seslerin ifade edileceği bir ortam hazırlamak hem de dışarıdan tarafsız bakış açılarını ortaya koyabilecek uzmanların katkılarına açık olmak gerekir. “Gurup düşüncesinin” oluşmasına engel olacak ve farklı açılardan bakabilen “aykırı” fikirlere söz hakkı tanımak faydalı olacaktır.
    Karar alınırken bizi bizden koruyacak birilerinin toplantı salonunda olması her zaman işe yarar.
    “ÖNYARGILAR”
    Önyargıları veya ön kabulleri bilirsiniz, meşhur bir bilim adamı “insanoğlu atomu parçaladı fakat ön yargıları yok edemedi” diyor, doğru henüz önyargısız tepki vermeyi öğrenmek için çok az gayret sarf ediyoruz.
    Önyargılar çoğu zaman çalışma ortamlarını çekilmez hale getirir. Karar alırken ortalık birden alevlenir. Bir türlü yetişkinler arası iletişim kurulamaz. Fikirler, projeler hayata geçemeden ölür. Şirket kendi içindeki meselelerle o kadar çok uğraşmak zorunda kalır ki değişime ve rekabete cevap vermek ikinci plana düşer.
    Karar verme sürecinde yanlışlıklara sebep olan birçok önyargı faktörünü gelecek sayıda geniş ele almak istiyorum.
    Hayırlı bayramlar diliyorum.
    Sağlıcakla, muhabbetle kalın.