-
Bu önyargılar çoğu zaman faaliyet alanını yaşanmaz hale getirir. Psikolojik duvarlarımızın devreye girmesi halinde iletişim kurmak güçleşir. Yeni fikirler, projeler hayata geçmeden ölür. Faal kararlar almak zorunda olan yöneticiler yoğun çalışma ortamı içindeki problemlerle uğraşmak zorunda kalındığından değişime ve rekabete cevap vermeleri ikinci plana düşer. Faaliyetleri zâfiyete uğrar.
Karar alırken, “yanlış” lara neden olan ön yargılarımız a dikkat çekmek ve konuyla ilgili birkaç öneride bulunmak istiyorum, acizâne.
Daha iyi karar almak ve daha etkili bir yönetime sahip olmak için öncelikle hem kendi aklımızın zâfiyetlerini hem de faal yöneticiler olarak toplu davranışlarımızdaki zâfiyetleri anlamamız gerekli. Sadece bu konudaki farkındalığımız bile “doğru kararlar” için çok iyi bir başlangıç olacaktır. Farkında olmak daha iyisini elde etmek için ön şarttır.
Tepki vermeden önce etkili dinleyici olmayı öğrenmeliyiz. “önce bize ne anlatıldığını anlamak sonra kendimizi anlatmaya çalışmamız gerekiyor. Aksi taktirde etkin iletişim mümkün olmuyor.
Ayrıca “kimin söylediğine” değil gerçekten “ne söylendiğine” dikkat edilecek bir düşünce modeli sahiplenilmeli.
Çok yönlü düşünme yeteneğine sahip, disiplinli bir tempoyla çalışan takımlar diğer çalışanların birbirilerine daha yakınlaşmasına, birbirilerinin düşüncelerini daha iyi kavramalarına yardımcı olur.
Teşebbüsü ve yenilikçiliği destekleyen doğal liderler daha az önyargı taşıdığını; öncelikleri ve statükoyu destekleyen otoriter liderlerin ise önyargıları pekiştirerek organizasyona zarar verdiğini düşünüyorum.
Birbirilerini iyi tanıyan ve bilen insanlar şüphesiz birlikte bir emniyet şeridi oluştururlar, kimi zamanda bu emniyet şeridinin gelişime engel olduğunun farkında olamayıp yeni kör noktalara alan açabilirler. Her yöneticinin ve organizasyonun bazen tarafsız bir göze, bazen konusunun uzmanı danışmanlara ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.
İyi yapılmış tarafsız araştırmalar en az mevcut tecrübeler ve yöneticilerin ferasetleri kadar önemlidir.
Mükemmellik sadece Allah’a aittir. Bizler daha iyi kararlar almayı öğrenebileceğimize, kendimizi ve içinde bulunduğumuz faaliyet alanımız unsurlarını geliştirebileceğimize, daha iyi kararlar alabilmek için gerekli olan süreçleri tanımlayabileceğimize, bu konuda uzmanlardan eğitim almamız gerektiğine inanıyorum.
Karar alırken, akla mantığa dayayalı karar alma yöntemi çok önemli olmasına rağmen, mantıkla birlikte içimizdeki rehberin sesine kulak vermenin yararlı olacağı kanaatindeyim.
Yalnız başına sezgilerimizin de tehlikeli birer silah gibi olduklarını bizi yanıltabileceklerini düşünüyorum. Aklın, “Sezgilerimize” her an mantıklı bir dayanak bulma eğilimi olduğunu bilmeli ve temkinli olmayı elden bırakmayalım derim.
Şahsen veya takım halinde verdiğimiz kararlarda akıl-sezgi(feraset) dengesini bir şekilde kurmamız gerektiğine inanıyorum.
Kendi sezgilerimizin nerede eğim gösterdiğini, mantığımızın nerede bizi kısıtladığını anlamamız, faaliyet alanımızda karar alırken bizi bekleyen tuzakların neler olduğunun farkına varmamızın, kendimize ve çevremize yapacağımız en önemli yatırımlardan biri olduğunu düşünüyorum.
“İyimserlik ve aşırı güven”, “Mevcudu koruma saplantısı”, “Fikir birliği tesisine uğraşırken fikirsizliğin gelişmesi” ve “önyargılar” ın yanlış kararlarla bağlantılarına değinmek istedim.
Yanlış kararlar çok karmaşık ve anlaşılmaz değil, çoğu bizleri şaşırtacak kadar basit insanî hatalar.
Daha iyi karar almak ve daha etkili bir yönetime sahip olmak için öncelikle hem kendi aklımızın zâfiyetlerini hem de faal yöneticiler olarak toplu davranışlarımızdaki zâfiyetlerimizin fankındalığı için uyanık olmak zorundayız.